Granit Silim ve Cilalama Sistemleri Granitte Ayna Parlaklığı Mermer ve Granit Cilalama da Devrim %100 Yerli Sermaye 2 Yıl Garanti Gezegen Dişli Sistemi Türkiye'de İlk ve Tek Mermer ve Granit Zeminleriniz Işıldasın...
23 Şubat 2018

Granit Silim ve Cilalama Sistemleri

23 Şubat 2018

Granitte Ayna Parlaklığı

23 Şubat 2018

Mermer ve Granit Cilalama da Devrim

23 Şubat 2018

%100 Yerli Sermaye 2 Yıl Garanti

23 Şubat 2018

Gezegen Dişli Sistemi Türkiye'de İlk ve Tek

23 Şubat 2018

Mermer ve Granit Zeminleriniz Işıldasın...

AKVARYUM TEMİZLİĞİ BÖLÜM - I
( FİLTRASYON )


GİRİŞ:
Akvaryuma yeni başlayanlar için anlaşılması biraz zaman alan, fakat çok önemli konu filtrasyondur. “Filtrasyon” kelimesinin Türkçe karşılığı tam bulunmamaktadır. Dilimize Fransızcadan giren “filtre” kelimesinden türetilmiştir. Filtre; Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet veya aletlerden oluşan düzenek, anlamına gelir.*1 Bu alet veya düzeneğin yaptığı işleme ise filtrasyon denir.

Filtre akvaryumun kalbidir. Olmazsa olmaz ekipmanlar sıralanacak olsa, filtre birinci sırada yer alır. Kapalı ekolojik sistemler, yani akvaryumlarımızın bir çok açıdan temizlik görevini yaparlar. Ortama oksijen girişini de sağlayan bu sistemler için, aslında oksijen girişi son görevdir. Filtreler bu nedenle hava ve kafa motorları ile kesinlikle karıştırılmamalıdır. Filtre olmayan bir akvaryumda su kalitesini sağlamak ve canlılarımızı sağlıklı tutmak mümkün değildir. Bu yazıda aktarılan bilgiler tüm akvaryumlar için genel bir doğruluk içerse de, tatlısu akvaryumları üzerine hazırlanmıştır. Şimdi aşama aşama, ana başlıklarla konuyu derinleştirelim.

1- Filtrasyon Çeşitleri Nelerdir?
Üç çeşit filtrasyon işlemi vardır. Bunlar, mekanik filtrasyon, biyolojik filtrsyon ve kimyasal filtrasyondur. Her filtre bu üç işlemi gerçekleştirmeyebilir. Ne anlama geldiklerini kısaca özetleyelim.

Mekanik filtreleme, ortamda bulunan katı atıkların mekanizma sayesinde bir haznede toplanması anlamına gelir. Mekanik filtreleme işleminin en büyük faydasının, akvaryumdaki görüntü kirliliği yaratacak partikül, pislik, yem atığı, çürümüş unsurların uzaklaşması olduğunu söyleyebiliriz. Unutulmaması gereken, su içerisinde bulunan atıkların katı hâlde yine su içerisinde kalması tam bir temizlik anlamına gelmez. Bu atıkların biyolojik filtrasyona tâbi tutulmaları gerekir.

Biyolojik filtreleme, gerçek anlamda akvaryumun temizlenmesi anlamını taşıyan, baş aktörlerini bakterilerin oluşturduğu, bir dizi dönüşüm işlemidir. Azot ve bağıl atıkların azot döngüsü ile etkisiz hale getirilmesi biyolojik filtrasyon ile mümkündür. Bu önemli bölüme ayrıca değineceğiz.

Kimyasal filtreleme, tutucu özelliği olan iç filtre malzemeleri ile akvaryumda açığa çıkan gaz ve metallerin uzaklaştırılması anlamına gelir. Doğal bir arıtma sistemi değildir, sürdürülebilirliği kullanılan malzemelerin türüne göre değişir, yenilenmeleri gerekir.

2- Biyolojik Filtrasyon ve Önemi Nedir?
Basitçe biyolojik filtrasyon, akvaryum iç malzemeleri üzerinde kolonileşen bir dizi bakteri grubunun suyu arındırması işlemidir. Farklı grup ve türde olan bu çalışkan işçilerimizin farklı ortam ve şartlarda yaşaması mümkündür. Yuvarlak, oval, çubuk şeklinde olabilir, boyları 200 nanometreden 10 mikrometreye kadar değişir. Her bakteri grubu suda belirli noktalarda tutunur ve gazları işleyebilir. Aslında buna belirli enerji kaynaklarını kullanır dersek, daha doğru olur. Bakterilerin yaşaması ve çoğalması zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır.

Akvaryuma atılan yemlerin, çürüyen parça ve bitkilerin, balıkların oluşturdukları dışkıların, açığa çıkardığı asit ve üre neticesi ilk zararlı gaz, amonyak olarak karşımıza çıkar.

Bu dönüşümü yani nitrifikasyonu en yalın şekliyle aktarmaya çalışacağım.

Akvaryum ortamında ilk açığa çıkan zehirli gaz, amonyak ( NH3 ) dır. Suda iyonize olmuş haline amonyum (NH4 +) denir. Akvaryumdaki canlılarımız için son derece zararlıdır. Ortamdaki yoğunluğun artması, ölümle sonuçlanabilir. İşte bu aşamada devreye nitrosomonas bakterileri girer, yeterli miktarda koloni oluşturmuş bu bakteri grubu amonyağı enerji olarak kullanır ve daha az zehirli olan nitrit (NO2)’e dönüştürür. Bu noktada “Peki bu bakteriler ortamda yeterli miktarda var mıdır?” sorusu akla gelecektir.

Yeni kurulmuş bir akvaryum için cevap hayır olacaktır. Bu nedenledir ki, akvaryumların daha önceden kurulup boş çalıştırılması önerilir, gerekli oksijenin sağlanması için filtre çalıştırılmalı, ısı akvaryum ısısı seviyesine getirilmeli, bakterilerin oluşabilmesi için az miktarda yem, bitki vs. gibi atık oluşturacak maddelerin akvaryuma bırakılması gerekir. Elbet hazır bakteri kültürü kullanılabilir. Bakteri oluşumunu hızlandıracaktır. Yine temiz sağlıklı bir akvaryumdan alınacak biostater adı verilen su takviyesi ile aşılama da yapılabilir. Eğer bakteri oluşmamış bir akvaryuma balık ve özellikle fazla miktarda eklenirse, sonuç “yeni tank sendromu”dur. Akvaryum sisli, bulutlu bir görüntü içerisine girer, görüntü bize ilk atık olan amonyağın aşırı miktarda olduğunu gösterir.

Suyu temizlemeye devam ediyoruz. Dönüşüm sonucu nitrosomonasların açığa çıkardığı nitrit, amonyak kadar olmasa da yine balıklar için zehirli bir maddedir. Gözle görülebilecek en büyük belirtisi yeni kurulmuş akvaryumlarda balıkların vücutlarını cisimlere sürtmesidir. Bu aşamada imdadımıza nitrobacter grubu bakteri türleri girer. Nitriti nitrifikasyonun son ürünü olan nitrat (NO3)’a dönüştürürler. Nitrat amonyak ve nitrit kadar zararlı değildir. Fakat ortamdaki miktarı belirli oranı geçmemelidir. *2 “Peki akvaryumdaki nitrat ne oluyor?” sorusunu cevaplayalım.

Bu noktada denitrifikasyona değinmemiz gerekiyor. Yukarıda bahsettiğimiz tüm bakteri grupları aeorobiktir. Yani oksijenli ortamda beslenirler, denitrifikasyon bakterileri yani pseudosomonas’lar ise anaeorobik yani oksijensiz ortamda bulunur. Akvaryumlarımızda özellikle bu dönüşüm için oksijensiz ortam oluşturmak her zaman mümkün değil, ancak taban malzemesi yüksek olan ortamlarda ve substrat gibi filtre malzemelerinin iç bölümlerinde bu bakteriler koloni oluşturabilir. Oluşum ve aktif hale geçmeleri aerobik bakteriler kadar kolay olmayıp, aylarla ifade edilebilecek süre gerektirir. Kullandıkları nitratı, azot (N2) gazına dönüştürürler ve sirkülasyon vasıtasıyla havaya karışarak akvaryumdan uzaklaşır. Denitrifikasyon bakteri popülasyonunu kontrol altında tutmak önemlidir. Çünkü aşırı miktarda çoğaldığında açığa çıkaracakları hidrojen sülfür son derece zararlıdır.

Denitrifikasyonun oluşmadığı akvaryumlarda her zaman tavsiye edilen kısmi su değişimi ile nitrat miktarı kontrol altında tutulur. Eğer akvaryumda bitki varsa önemli bir avantajdır. Bitki yoğunluğuna göre nitrat bitkilerce kullanılır.


Şu ana kadar anlatılanları grafik üzerinde görelim. Değişken şartlar göz önünde bulundurulduğunda zaman ve miktarın sayısal girilmesi doğru olmaz. Süre ve miktar farklılık gösterebilir. Yeni bir akvaryumda döngünün nasıl dengelendiği basitçe aktarılmaktadır.


3- Kimyasal Filtrasyon Nasıl Yapılır ?
Bir önceki konuda işlendiği üzere akvaryum temizliğinden asıl olan biyolojik filtrasyondur. Kimyasal filtreleme ancak yardımcı unsur olarak ele alınmalı ve gerektiği zaman devreye sokulmalıdır. Kimyasal filtre malzemeleri asla bir dönüştürücü değil, tutucu özelliği olan soğurucu ve uzaklaştırıcı maddelerdir. Dolayısıyla kapasitesi dolduğunda işlevini yerine getirmesi mümkün değildir.

Hangi akvaryumların hangi durumlarda kimyasal filtrasyona ihtiyacı olduğu karmaşık bir konudur. Eğer test kitleri yardımıyla net ölçümler yapılmıyorsa, sadece tecrübeye dayalı olarak ihtiyaç hasıl olduğu kanaatine varılabilir. Yine de bazı uç kullanım zamanlarını söylemek mümkündür. Akvaryum ilk kurulduğunda, ilaç kullanımı sonrasında, suyun rengini düzenlemede, kokunun fazlalaştığı zamanlarda…

Günümüzde en çok kullanılan kimyasal filtre malzemeleri karbon ve zeolitdir. Akvaryum kimyasına etki eden başkaca ürünlerde bulunmaktadır, fakat bunların tam bir filtre malzemesi olduğunu söyleyemeyiz. Örneğin reçine, torf, alüminyum oksit…

Akvaryumlarda kullanılan aktif karbon, hindistan cevizi kabuğu, odun ve kömürden elde edilir. Cinsine göre değişmekle birlikte bir gram ağırlığındaki bir kütle, yüzeysel olarak açıldığında bir futbol sahası büyüklüğüne ulaşabilmektedir. Gaz ve metaller bu geniş yüzeylerden geçerken yüzeye yapışır ve karbon işlevini yerine getirir. Aktif karbon ikiyüzden fazla gaz çeşidini absorbe edebilir.

Zeolit kendinden doğal bir maddedir. Gevşek, hafif ve gözeneklidir. Yüksek iyon değişimi özelliği sayesinde gazlar, ağır metaller, toksin maddeler ve hatta radyoaktif elementleri soğurma özelliği bulunmaktadır. Karbondan ayıran özellik tutucu özelliğinin yanı sıra, suya bünyesinde barındırdığı maddeleri salmasıdır.


Foto:ebay.co.uk

Aslında her iki malzeme içinde çok uzun açıklamalara ihtiyaç vardır. Fakat genel akvaryum temizliği içerisinde mantığının aktarılması ile yetinilecektir. Sonuç olarak bilinmesi gereken, kimyasal filtrasyonun akvaryumda sürekli kullanılmasının doğru olmadığıdır. Nihayetinde her akvaryum kendi biyolojik ve kimyasal bir dengesi bulunmaktadır. Bu malzemelerin iyi ve kötüyü ayırt etme özelliği bulunmamakta, yararlı zararlı tüm maddeleri bünyesine hapsetmektedir. Akvaryum hobisinin genel prensipleri yerine getirildiği sürece çokta ihtiyaç duyulacak bir filtreleme sistemi değildir. İlerleyen satırlarda da değinileceği üzere, filtre iç malzemelerini en verimli şekilde kullanmak gerekir. Bu nedenle amaca uygun olmayan kimyasal filtre malzemelerini kullanarak asıl filtrasyon sistemi için gerekli malzemelerden vazgeçmek doğru bir tercih olmayacaktır.

4- Filtre Çeşitleri Nelerdir? Hangi Tip Filtre Kullanılmalıdır?
Tüm filtre çeşitleri mekanik bir düzene ihtiyaç duyar. Elektrik ile çalışan bu aletlerin, ana unsuru motordur. Motor su soğutma sistemiyle çalışır. Çark, boru, hazne gibi yardımcı donanımlarla işlevini yerine getirir. 8 çeşit filtre vardır.



a- Pipo ve sünger filtre: Akvaryum dışında bulunan hava motoruna bağlı çalışırlar. Hortum yardımıyla sünger içine gönderilen havanın itme ve çekme kuvvetinden yararlanarak süzme yapar. Biyolojik filtrasyon için uygundur.




b- İç filtre: Motoru üzerinde olan ve buna bağlı hazne içerisinde filtre malzemeleri bulunan filtredir. Motorun dönmesi ile harekete geçen pervane suyu alt haznedeki gözeneklerden alır, filtre malzemelerinden geçirir ve üst bölümdeki borudan bırakır. Mekanik ve biyolojik filtrasyon özelliği vardır. Eklenecek malzemelerle kimyasal filtrasyon için de kullanılabilir.



c- Şelale filtre: Çalışma prensibi iç filtreye benzer, motor vasıtası ile alt tarafında bulunan borudan suyu çeker ve haznede bulunan malzemelerden geçen su kanal yardımı ile tekrar akvaryuma döner. Akvaryum kenarına asılarak kullanıldığı için tam kapak akvaryumlarda kullanım zorluğu bulunmaktadır.


d- Dış filtre: Hazne ve motor akvaryumun dışındadır. Hortumlar ve bu hortumlara bağlı borular vasıtasıyla akvaryuma monte edilir. Motorun çalışmasıyla emiş borusundan alınan su haznenin en alt bölümüne gönderilir. Alttan üste doğru sepetler içindeki malzemelerden geçen su yine hortum ve boru vasıtasıyla akvaryuma verilir. Her üç filtreleme işlemi için kullanılabilir.


e- Tepe filtre: Özellikle hazır imal edilmiş akvaryum sistemlerinde görülür. Kapağa monte edilmiş malzemelerin bulunduğu hazneye, motor vasıtasıyla su alınır. Malzemelerden geçen su gözeneklerden yeniden akvaryuma döner. Montajı sorun olmakla birlikte, harici olarak da üretilmektedir.

f- Hamburg tipi köşe filtre: Kurulumu ve kullanımı tecrübe isteyen bir filtre sistemidir. Akvaryum köşesine yerleştirilen kafa motoru vasıtasıyla alınan su, köşeyi çevreleyen ve motorun önünde kalan kalın süngerden geçerek akvaryuma yeniden döner. Su bu şekilde sünger üzerinden sürekli geçiş yapmış olur. Geniş kullanım alanı nedeniyle biyolojik filtrasyon için son derece uygundur.

g- Taban Filtresi: Taban malzemesinin altına yerleştirilen kanal ve ızgaralar buna bağlı motor sayesinde suyu çevirmesiyle kurulan sistemlerdir. Kum altı filtresi olarak da bilinir. Biyolojik filtrasyon için uygundur. Akvaryumun taban malzemesi filtre malzemesi gibi işlev görür. Ancak kullanım zorlukları nedeniyle pek tercih edilmemektedir.

 
h- Sump sistemleri: Cam veya akrilikten bölünmüş haznelerden oluşan ve içleri filtre malzemeleri ile doldurulan bölüm akvaryum altına yerleştirilir. Kafa motorunun suyu akvaryuma pompalaması, sump deliğinden suyun hazneye dönmesi prensibine dayanarak çalışır. Geniş haznesi ve çeşitliliği ile son derece verimli bir filtreleme sistemidir.

Ayrıca akvaristlerin benzer mantıkları kullanarak yaptıkları el yapımı filtrelerde bulunmaktadır. Filtre tipleri bu kadar fazla olsa da, günümüzde en çok kullanılan filtreler, iç filtre, şelale filtre ve dış filtredir.

Akvaryum için uygun filtre tercihi yapmak önemlidir. Tercihte pek çok etken göz önünde bulundurulmalıdır. Fiziki koşullar, seçilecek filtre tipine uygun olmalıdır. En önemli husus ise akvaryumun boyutları yani hacmidir. En, boy ve yükseklik cm cinsinden çarpılarak bine bölündüğünde litre olarak hacmi bulunur.

20 Litreye kadar olan akvaryumlar; pipo filtre, iç filtre
20-60 Litreye kadar olan akvaryumlar; İç filtre, şelale filtre
60-100 Litreye kadar olan akvaryumlar; İç filtre, şelale filtre, dış filtre
100-500 Litreye kadar olan akvaryumlar; dış filtre
500 Litre üzeri akvaryumlar; Sump sistemi

Tepe filtre, hamburg tipi köşe filtre, taban filtresi değişik hacimler için kullanılabilir, belirli bir sınırlama yapmak doğru olmaz. Ayrıca çok tercih edilen tipler değildir. Yukarıda verilen litre ve tipler genel fikir verme amaçlıdır. Sağlıklı bir akvaryum ortamı için bu standartları göz önünde bulundurmak gerekir. Aksi halde 200 litrelik bir akvaryum içinde sump sistemi kurmak, 150 litrelik bol bitkili bir akvaryumu iç filtre ile idare etmek, balık yükü az olan 1000 litrelik akvaryumu dış filtre ile sürdürebilmek mümkündür.


5- Filtre Tercihinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Hangi tip filtre kullanacağımıza karar verdikten sonraki aşama ise, hangi marka ve modeli tercih edeceğimizdir. Sessiz olması, fiyat performans dengesinin yerinde olması, az elektrik tüketmesi standart tercih nedenleridir. Bu bölümde sizlere verimlilik açısından nasıl bir tercih yapmamız gerektiğini aktarmaya çalışacağım.

Sünger ve Pipo filtreler; çalışma prensibinden bahsetmiştik. Süngerin büyüklüğü ne kadar artar ise filtreleme özelliği o kadar yükselir ve verim alınır. Buna karşılık hava motorunun yüklediği hava miktarı da önemlidir. İtme ve çekme gücünden yararlanıldığı için akvaryumda bulunan canlı yükü göz önünde bulundurulmalıdır. Canlı miktarı arttıkça süngerin büyüklüğü ve verilen hava artırılmalıdır. Dezavantajı kapladığı alan ve görüntü kirliliği olacaktır.

İç ve Şelale Filtre; Hazne ne kadar geniş olursa, içerisinde kullanabileceğimiz malzeme miktarı ve dolayısıyla verim o kadar artar. İç filtrelerin genelinde basit bir sünger bulunur. Bazılarında ise bioball, elyaf gibi diğer malzemeleri de görmek mümkündür. Filtre büyüdükçe motor gücü, debi ve sirkülasyon da aynı oranda artar. Küçük bir akvaryuma büyük bir filtre yerleştirmek hem hacim kaybına neden olur, hem de balıkların rahat hareket etmesini önler, filtreleme işlemini doğru şekilde yapamaz. Bu nedenle ergonomik tercih yapmak gerekir. Piyasada onlarca marka yüzlerce model bulunmaktadır. Her filtrenin fiziksel özellikleri nedeniyle, belirtilen gücü ve yarattığı sirkülasyon farklıdır. Rakamlarla bu tercihe yardımcı olmak pekte mümkün olmamaktadır. Üretici firmalar farklı iç malzemesi ve gücü olan filtreler için kendi standartlarını oluşturmakta, buna karşılık alınan verim ciddi farklılıklar göstermektedir. Yinede kabaca suyu 6-8 tur çevirecek güçte olması gerekir. Örneğin 50 litrelik bir akvaryuma saatte 300-400 litre su çeviren filtre kullanılabilir. Uygun olduğunu düşündüğümüz birden fazla ürün ile karşılaştığımızda, iç malzeme çeşitliliği olanı, suyun akış hızını ayarlayabilecek mekanizması olanı ve giriş bölümündeki standart tercih nedenlerini değerlendirmek yerinde olacaktır.

Dış filtre; Tercihteki birincil faktör debi olmalıdır. Yani filtrenin saatte çevirdiği su miktarı… Normal ve sağlıklı olan filtrenin toplam hacmi saatte 2,5-3 kere çevirmesidir. 5 tur kabul edilebilir bir ölçüdür. Daha azı veya fazlası filtrenin verimini düşürür ve hatta işlevsiz kılar. Debi hesabını bir örnekle açıklayalım. Akvaryumumuz 200 litre olsun. Tercih edeceğimiz dış filtre saatte 600 litre suyu çevirmesi gerekir. Kabul edilebilir üst limit 1000 litredir.

BURAYA DİKKAT: Marka ve modeli ne olursa olsun, tüm dış filtreler üzerinde yazan ölçüde suyu çevirmez. Yapılan ölçüm ve testler maksimum uygun koşul ve performans için doğru olabilir. Fakat akvaryumun filtreye olan yüksekliği, kullanılan iç malzemelerinin sıklığı ve temizleme sürecindeki tıkanmalar nedeniyle debi düşer/düşecektir. Bu nedenle tercih yaparken %25-30 civarı bir pay bırakılmalıdır. Yukarıdaki örneğe yeniden dönersek. Saatte 600 litre çeviren değil 750-800 Litre çeviren bir filtre tercihi uygun olacaktır.

Akla şöyle bir soru gelebilir. “Peki neden 10 tur çeviren bir filtre tercih etmiyoruz? Daha iyi temizlemez mi?” Cevabı vermeden önce şunu hatırlatmakta fayda var. İhtiyaçtan fazlasını almak, hem ilk maliyeti artırır, hem de tüketeceği elektrik miktarını… Filtrelerin 7/24 çalışması gereken ekipmanlar olduğunu unutmamak gerekir. Saate her 1 watt tüketim farkı yıllık yaklaşık 3 TL’dir. Çok sayıda filtre kullanan akvaristler bu hesabı incelediğinde ciddi rakamlara ulaşacaklardır. Sorunun cevabına gelelim, hayır daha iyi temizlemez. Birincisi yaratacağı sirkülasyon akvaryum boyutlarına uygun olmayacaktır, ikinci ve önemli nedenimiz ise, biyolojik filtrasyon bölümünde bahsettiğimiz bakterileri zincirinin beslenmesini önleyecek ve dolayısıyla hiçbir işe yaramayacaktır.

Bir diğer önemli tercih nedenimiz, hazne veya diğer ismi ile kovanın büyüklüğüdür. Her ne kadar debi ile kova arasında doğrusal bir orantı olsa da, kimi üretici firmalar küçük haznelerine karşılık 4-5 sepetli imal etmektedir. Burada yanılmamak gerekir. Litre cinsinden ne kadar hacme sahip olduğuna dikkat etmek gerekir. Bazen 3 sepetli bir filtre, 4-5 sepetli bir filtreden daha geniş olmaktadır. Faydası nedir? Bakterilerimiz için fazla barınma alanı, koloniler ne kadar geniş alan bulursa görevini o kadar iyi yerine getirir. Her bir iç malzemenin kendine özgü yapısı, bakteriler için farklı öneme sahiptir. Hazne yeterli büyüklükte olursa, hangi malzemeyi tercih etmeliyim derdi olmaz.

Buraya kadar anlatılanlar, stabil şartlarda sürdürülebilir akvaryumlar içindir. Eğer bir akvaryuma olması gereken miktardan fazla balık eklenirse durum değişir. Ayrıca, fazla yemin tüketildiği, sindirimi çabuk ve kuvvetli olan balıkların tercih edildiği, canlı yemin fazla verildiği akvaryumlar söz konusuysa tavsiyelerin üzerinde tercihler yapmak doğru olur.

6- Filtre İç Malzemeleri Nelerdir? Nasıl Kullanılır?
Bundan önceki bölümlerde filtrenin hangi işlevleri nasıl yerine getirdiğini anlatmaya çalıştık. Bu bölümde ise filtre içinde kullanılan malzemeleri, özellikleri ile tanıyacağız. Hazne yapısı olan tüm filtre çeşitlerinde iç malzeme tercihi yapma şansımız bulunmaktadır. Kaliteli ve doğru tercihler filtrasyonun en verimli şekilde çalışmasını sağlayacaktır.


a- Seramik Yüzük: Biyolojik ve mekanik filtrasyon malzemesidir. Orta kısmı delikli boru şeklinde küçük parçalardan oluşur. Dış yüzeyi aerobik bakteriler için iyi bir barınma alanıdır. Genellikle filtrelemenin ilk malzemesi olarak kullanılır. Yapısı itibariyle suyla birlikte gelen pislikleri parçalar, bir sonraki filtre malzemesine geçişte fiziksel bir görev üstlenir. Ancak tek başına mekanik temizlik malzemesi olarak kullanılamaz. Bazı yüzüklerin iç bölümlerinde de gözenekli yapı mevcuttur. Yüzey alanı çeşitlenip arttıkça barınacak bakteri çeşitliliğin de artacağını unutmamak gerekir. Uzun ömürlü bir üründür, eksilme olmadığı sürece yenilemek gerekmez. Temizlik esnasında sadece kaba pisliklerden arındırılması yeterlidir.


b- Bioball ( Biyolojik Toplar ) : Biyolojik ve mekanik filtrasyon malzemesidir. Plastik yuvarlak ve gözenekli yapısı vardır. Gözeneklerle yüzey alanı ne kadar genişletilirse, işlevselliği o kadar artar. Ürünü tercihinde bu özelliği dikkate almakta fayda vardır. Filtre sistemlerinde birinci veya ikinci malzeme olarak kullanılır. Sump sistemlerde ilk malzeme olarak kullanılır, suyun ilk girişinde parçalanması, oksijen girişini artırmasını sağlar. Uzun ömürlü bir üründür, eksilme olmadığı sürece yenilemek gerekmez. Temizlik esnasında sadece kaba pisliklerden arındırılması yeterlidir.



c- Sünger : Biyolojik ve mekanik filtre malzemesidir. Küçük küpler, büyük kare veya rulo şeklinde olabilir. Filtre üretici firmalar, kendi sepet veya haznelerine uygun şekil ve ölçülerde ürünleri de sunmaktadır. Filtre içerisinde orta bölüm malzemesi olarak kullanılabileceği gibi, kısım kısım diğer malzemeler arasında tampon olarak da kullanılabilir. Basit iç filtre sistemlerinde, pipo ve sünger filtrelerde, Hamburg tipi filtrelerde tek malzeme olarak kullanılır. Gözenek genişliği farklı boyutlarda olabilir. Orta ömürlü bir üründür, kalitesine göre değişmekle birlikte, parçalanma görüldüğünde, elastikiyetini yitirdiğinde ve her koşulda 18-24 ay arasında yenilenmesi gerekir. Seramik ve bioballe göre temizliği, aşırıya kaçmamak kaydıyla daha detaylı yapılmalıdır.


d- Elyaf: Biyolojik ve mekanik filtre malzemesidir. İnce, lifli, yumuşak, sık bir yapıya sahiptir. Kartuş, belirli kalıp veya şekilsiz halde olabilir. Keçe ya da yün olarak da anılır. Filtre sıralamasında orta, orta bölümde malzemeler arasında veya son malzeme olarak yer bulur. Basit filtre sistemlerinde tek başına kullanılır. Gelişmiş sistemlerde son süzücü malzemedir. Kısa ömürlü bir üründür. Narin yapısı nedeniyle çabuk yıpranır. İki kullanım sonrası veya en geç 6 ayda bir değiştirilmesi uygun olur. İnce gözenek ve dolgu alanı olduğu için, filtre debisini en fazla düşüren malzemedir. Detaylı temizlik yapılması gerekir.


e- Aktif Karbon: Kimyasal filtre malzemesidir. Kullanım sürecinde tutunma yüzeyi oluşturacağı için, kısmen biyolojik filtreleme özelliği olduğu söylenebilir. Fakat sürdürülebilirliği yoktur. Kaba kum veya küçük çakıl büyüklüğünde yapısı vardır, file içerisinde muhafaza edilerek kullanılır. Kartuş içerisinde üretilmiş olanları da vardır. Filtre sistemlerinde orta veya son ürün olarak kullanılması uygundur. Kullanım süresi, ürünün özelliği, miktarı, kullanılan akvaryumdaki madde ve gaz yoğunluğuna göre değişir. Görevini tamamladığında değiştirilmesi gerekir, yıkamak suretiyle kimyasal filtrasyon işlevi yeniden kazandırılamaz.


f- Zeolit : Kimyasal filtre malzemesidir. Kullanım sürecinde tutunma yüzeyi oluşturacağı için, kısmen biyolojik filtreleme özelliği olduğu söylenebilir. Fakat sürdürülebilirliği yoktur. File içerisinde kullanılması gerekir. Filtre sistemlerinde orta veya son ürün olarak kullanılması uygundur. Tuzlusuda bekletip yıkamak suretiyle, yeniden kullanılabilir.


g- Substrat: Biyolojik filtre malzemesidir. Yuvarlak yapıdadır, gözenekli ve gevşek yapısı pek çok bakteri türü için uygun barınma alanı oluşturur. Tutunma yüzeyi son derece fazla olduğu için yüksek verim alınabilir. Filtre sıralamasında orta bölümde kullanılmalıdır. Uzun ömürlü bir üründür, değiştirilmesi gerekmez.

h- Diğer malzemeler: Yukarıdaki malzemeler filtrelerde en çok kullanılan ürünlerdir. Bunların dışında kullanılan, nitrat ve fosfat düşürücüler, reçineler, karbon katkılı ürünlerde bulunmaktadır. Ancak bunların tam bir filtre malzemesi olduğunu söyleyemeyiz, çünkü pek çoğu su kimyasına doğrudan müdahil olmaktadır. Biyolojik filtrasyon mantığı iyi anlaşılırsa, aslında pek çok materyalin filtre içerisinde kullanılabileceğini görebiliriz. Elektrik boruları, perde ataçları, midye kırığı, lav ve küçük gözenekli taşlar, koltuk imalinde kullanılan süngerler ve hatta kum… Amaca hizmet eden ve mantıklı gelen tüm materyallerle bu liste uzatılabilir.

Bir önceki konu başlığında filtre tercihinde nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlatmış ve hazne genişliğinin önemine dikkat çekmiştik. Şimdi mevcut alanımızı en iyi nasıl değerlendirebiliriz sorusuna cevap arayalım. Aslolan biyolojik filtrasyon olduğuna göre, ilk hedefimiz ve amacımız nitrojen döngüsünü sağlayacak ürünler ile filtre dizilimini yapmamız olacaktır. Eğer açıklandığı üzere kimyasal filtrasyona ihtiyaç duyulmuyorsa bu tür malzemelerle haznemizi doldurmamız hatalı tercih olur. Akvaristler en iyi dizilim için farklı yöntemler denemekte ve kullanmaktadır. Fakat asla bazı standartların dışına çıkılmaz. Örnek sıralamaları görelim.

Suyun ilk temas ettiği noktadan başlayarak;

I- Seramik-Bioball-Sünger-Elyaf

II- Seramik-Bioball-İnce Tabaka Elyaf-Sünger-Elyaf

III- Bioball-Sünger-Elyaf

IV- Seramik-İnce Tabaka Elyaf - Sünger-Elyaf

V- Seramik-Sünger Elyaf

VI- Seramik-Bioball-Sünger

VII- Seramik-Bioball-Sünger - Substrat - Elyaf

VIII- Bioball-Substrat-Elyaf

IX- Seramik-Sünger-İnce Kat Elyaf- Aktif Karbon - Elyaf

X- Seramik-İnce Kat Elyaf- Sünger -İnce Kat elyaf- Zeolit -İnce Kat Elyaf

Örnekler çoğaltılabilir. Görüldüğü üzere eldeki malzeme çeşitliliği ve miktarına göre dizilim değişmektedir. Amaç en verimli şekilde sıralamaktır. Dikkat edilirse şöyle bir mantık görülebilir. Sıralamada en çabuk tıkanacak malzeme en son eklenmelidir. Filtrenin tıkanmadan uzun süre işlev görmesi önemli bir husustur. Elbet filtrasyon kalitesi göz ardı edilmeden… Mevcut haznemizi tamamen seramik yüzük ile doldurarak hiç tıkanmamasını sağlayabiliriz. Fakat istediğimiz su kalitesi ve temizliği asla yakalayamayız.


7- Filtre Temizliği Ne Zaman ve Nasıl Yapılmalıdır?
Günlük hayatta akvaryumcuların veya forumlarda sorulan sorular karşısında akvaristlerin, filtre temizliği konusunda her zaman bir cevabı vardır. Standardı olmasa da üç aşağı beş yukarı aynıdır.”İç filtre haftada veya 15 günde bir, dış filtre 2-3 ayda bir temizlenmeli…” Elbet kişilerin bunu bir periyoda bağlayarak düzenli ilgilenmeleri doğru bir tercihtir. Fakat gerçekten her akvaryum filtre temizliği için bir standart uygulamak doğru mudur?

Yukarıda aktarılan bilgiler ışığında düşünelim. Eğer biz iyi bir filtrasyon istiyorsak, ihtiyacımız olan nedir? Bakteriler… Peki bakteri kolonileri zaman geçtikçe çoğalıp kendi içinde bir döngü oluşturur ve dengelenir mi? Evet… O halde bu bakteri zincirini temizlik yaparak kırmış olmuyor muyuz? Bakterilerin kolonileştiği borular, plastik aksam yüzeyi, kullanılan iç malzemelere zaruret hali geldiği zaman müdahale etmek en doğru zamanlama olur. Bu zamanlama her akvaryum ve filtre sistemi için farklılık gösterir. Nitrit ve nitrat ölçümleri yapmak aksayan yönlerde bize yol gösterecektir. Akvaristler filtre temizlik zamanlaması konusunda edindikleri tecrübelerle doğru zamanı bulur.

Filtrenin temizlik zamanını tayin eden faktörler;

1- Filtrenin Tipi; Devinimi fazla buna karşılık haznesi küçük ve malzemesi az filtreler daha çabuk tıkanır. Örneğin iç filtre, dış filtreden daha hızlı tıkandığı için erken temizlik gerektirir.
2- Akvaryumdaki Balık Yükü ve Tipi: Balık sayısı fazlaysa buna bağlı olarak kullanılan yem ve atık miktarı fazla olacaktır. Mekanik filtrasyon ile filtreye ulaşan ve eritilmesi gereken atık miktarı çok olacağı için temizlik süresini kısaltacaktır. Bitkili veya canlı yem kullanılan bir akvaryumsa katı atık miktarı fazla olacağı için tıkanma çabuk olacaktır.

Görüldüğü gibi her iki madde de tıkanmadan söz edilmektedir. Yani filtre temizliğinin yapılma zamanını işaret eden en önemli unsur, debinin düşmesidir. Debi düştüğü zaman mekanik filtrasyon zorlaşır, bakterilere gerekli olan oksijen miktarı ulaştırılamaz. Unutulmaması gereken akvaryumda sürdürülebilir sağlıklı koşulların sürekli kılınmasıdır. Müdahale ederek veya etmeyerek bu dengeyi bozmak akvaryum ve canlı sağlığı için iyi değildir. Çünkü yeni koşullara uyum sağlamaya çalışan her canlı fazladan enerji tüketir ve bu aşamada metabolizması zorlanır.

Yine ezbere söylenen bir standart vardır. Su değişimi ile birlikte filtre temizliği yapılması… Filtreye müdahale etmek belirli bir zinciri bozmak anlamına gelir. Üzerine birde su değişimi yapmak akvaryuma iki kere müdahil olduğumuz anlamına gelir. Mümkünse su değişimi ve filtre temizliği ayrı zamanlarda yapılmalıdır. Bu sayede değişime uğrayan su değerleri standartlarından fazla uzaklaşmadan dengelenir.

Artık filtre temizliğine geçebiliriz. Mantık filtre debisini eski haline kavuşturacak kıvama getirmek olmalıdır. Yukarıda iç malzemeleri tanıtırken her biri için kısa kısa değindik, yapılış şeklini aktaralım.

-Filtre fişten çekilir.
-İç filtre, sünger filtre, pipo filtre gibi filtreler akvaryumdan çıkarılmadan önce, içine sığacağı bir kap hazırlanır. Kap suya daldırılır ve su içindeyken filtre kaba alınır. Amaç çıkarma esnasında kaba atıkların suya dönmemesidir. Bu sayede asıl amacımız olan bu katı partikülleri akvaryumda bırakmamış oluruz.
-İçerisinde çeşitli malzeme bulunmayan iç filtreleri temizlemek için bir iki litre akvaryum suyu yeterli olacaktır. Filtre süngeri çıkartılır. Önce motor kısmı temizlenir. Mıknatıs mutlaka çıkartılmalı yuvası ve pervanesi dikkatlice temizlenmelidir. Sonra dış kabı kaba pisliklerden arındırılır. Son işlem olarak sünger su dolu kaba batırılarak birkaç kez sıkıp bırakmak suretiyle temizlenir. Bu işlemden sonra gözle görünen atıklar varsa elle temizlenir. Filtre temizlenmiştir yeniden monte ederek akvaryuma takılabilir.
-Dış filtrelerin temizliği için kova haznesindeki su yeterlidir. Sepetler akvaryumdan çıkartılır. Önce seramik, bioball ve substrat karıştırılıp suya batırıp çıkarmak suretiyle temizlenir. Gözle görülen atıklar elle temizlenir. Yine sepet üzerindeki kaba pislikler alınır. Sonra süngerler aynı iç filtrede anlatıldığı gibi kova içerisinde yıkanır. Son olarak elyaf temizliği yapılır. Hafifçe araları açılarak kabartılır. Daldırıp çıkartarak ve sıkarak bu işlem birkaç kez tekrarlanır. Elyaf çabuk yıpranan bir ürün olduğu için iki üç parça halinde filtrede tutulmalı, her temizlikte değişim birer birer sıra ile yapılmalıdır. Kovadaki su dökülür, yapışan atıklar ve tabanda tortu kalmışsa bir miktar su ile yeniden kabaca temizlenebilir. Vanalar ve hortum girişleri mutlak suretle kontrol edilmeli, katı atıklar varsa arındırılmalıdır. Temizlik bitmiştir, filtre monte edilip, çalıştırılabilir.

Yine tekrar edelim, filtre temizliğinde genel amaç, eski debisine kavuşturmak olmalıdır. Tüm malzemelerin çeşme suyunda pırıl pırıl hale getirilmesi bizim gözümüzde gerçek temizlik olsa da, aslında bir felaketin başlangıcı olabilir.

İkinci bölümde akvaryum temizliği ile ilgili diğer konulara değineceğiz. Filtreniz sağlam, akvaryumunuz sağlıklı olsun…

Fotoğraflar ve Grafik: Murat Sağdıç
Yazan: Murat Sağdıç

Kaynakça:
*1Türk Dil Kurumu Sözlüğü
*2Akvaryum Teknolojisi –Ege Üniversitesi Yayınları – Müge Aliye Hekimoğlu


 

 

AKVARYUM TEMİZLİĞİ BÖLÜM - II


Giriş:
Sürdürülebilir iyi koşulların devamlılığı, kurulu bir akvaryumda önemli bir husustur. Kurulum aşamasından sonra yapılacak bakımların, kontrollü devamlılığına dikkat edilmelidir. Bunların başında ise akvaryum suyu ve kumunun temizliği gelir. Asla su tamamen değiştirilmez, kum tekrar tekrar akvaryum boşaltılarak yıkanmaz. Su kalitesi, biyolojik ve kimyasal özellikler akvaryum eskidikçe çok daha dengeli ve verimli hale gelir. Temizlikte, sabit dengelere en az ve en etkili şekilde müdahale prensip olmalıdır.
Akvaryum temizliğinin birinci bölümünde filtrasyon ile ilgili tüm detayları aktarmıştık. Bu bölümde ise akvaryum temizliğine ilişkin diğer konuları başlıklar halinde işleyeceğiz.


1- Akvaryumda Su Değişimi Ne Zaman ve Nasıl Yapılmalıdır?
Aynı filtre temizliğinde olduğu gibi, akvaryum su değişiminde de klasik tavsiyeler vardır. Haftalık %20, onbeş günde %30 gibi… Periyodik değişimi alışkanlık haline getirerek ilgilenmek elbette doğru bir davranıştır. Ancak bu sayısal oranları neye göre veriyoruz? Her akvaryum su değişim süresi ve miktarı asla sabit olamaz. Kendi değişim süre ve miktarımıza etki edecek unsurları sıralayalım.

A-Filtrasyon sisteminin güvenilirliği son derece önemlidir. İlk bölümde aktardığımız bu önemli konuda eksikler varsa, su değişim süresi doğrudan kısalacaktır. Akvaryumda azot döngüsü tam olarak sağlanamadığında, amonyak ve nitrit belirli seviyelerde akvaryumda bulunur. Üst sınır 0,1 mg/l amonyak, 0,5 mg/l nitrit’dir. Bu durumda su değişimi sık yapılmalı ve filtreye yardımcı olunmalıdır. Elbet kati çözüm doğru ve dengeli bir filtre kullanmaktır. Buradaki aktarılan sakıncalı durumla her zaman karşılaşılmaz. Özellikle yeni kurulum aşamasında görülebilir. Zaten süreklilik arz ediyor ve değerler yüksek çıkıyorsa, filtre yeterli değildir. Yapılacak su değişimleri sadece tedbir amaçlı olabilir. Ne kadar su değişimi yapsak da bu kısır döngü, “dökme suyla değirmen dönmez” atasözünü bize hatırlatır.

B-Amonyak ve nitrite oranla daha az zararlı olan nitrat, 25 mg/l seviyesini geçtiği zaman sakıncalar ortaya çıkar. Balık sağlığı, gelişimini iyi şartlarda tutmak istiyorsak bu sınıra dikkat etmek gerekir. Nitratı makul seviyelerde tutmak, filtre sistemimizin yeterli olmasıyla çözülemez. Bitkili akvaryumlarda bu değerleri aşağıda tutmak ve su değişimini geç yapmak görece olasıdır. Fakat birinci bölümde aktarılan denitrifikasyon oluşmamış ise periyodik değişimler aksatılmamalıdır. Bilimsel bir veri olmamakla birlikte 6 ila 8 ayını doldurmuş, taban malzemesi bol, filtre malzemeleri yeterli bir akvaryumda denitrifikasyon başlar. Yine zaman geçtikçe su değişim süresini kısaltır. Bazen o kadar oturmuş, yıllanmış bir sistem ortaya çıkar ki, sadece eksilen suyun yenilenmesi ve zamanında filtre temizliği ile sistem sorunsuz nitrifikasyon yapar. Elbet çok istisnai bir durumdur.

C- Fazla yem kullanılması su değişim aralığını kısaltır. Özellikle yavru büyütülmesi esnasında sık yemleme yapmak ortamdaki organik atık miktarını çoğaltır. Azot döngüsünün son ürünü olan nitrat dolayısıyla her zaman daha yüksek olur. Bu nedenle yavru büyütme tanklarında sık su değişimi önerilir. Her durumda obur balıklarımız var ve onları sürekli beslemekten hoşlanıyorsak ve yine canlı yem veriyorsak, su değişim süresi kısaltılmalıdır.

D- Özellikle bitki akvaryumlarında etkili bir yöntem su değişimidir. Taze ve kısa sürede dinlendirilmiş su içerdiği mineraller nedeniyle bitkiler için faydalıdır. Uzun süre bekletilmiş su, bu açıdan faydasını yitirir. Kısmen balıklarımız içinde benzer bir durumun olduğundan bahsedebiliriz. Taze su ile yeni giren mineraller balıklarımız için önemlidir. Suyun, klordan arındırılıp, ısı olarak dengelediği en kısa sürede değiştirilmesi her zaman faydalıdır.

E- Bazı balık türlerinde su değişimi istisnai olarak daha sıktır. Burada balığımızın ihtiyaçlarını bilmemiz büyük önem taşır. Örneğin discusların sağlıklı gelişimi ve üremesi için günlük su değişimleri yapılır. İletkenlik düşürülür, sıfır nitrat hedeflenir, ihtiyaçları olan mineraller her zaman ortamda bulundurulur.

Görüldüğü üzere sağlıklı sürdürülebilir bir akvaryumda, su değişim zaman ve miktarını etkileyen pek çok unsur vardır. Burada izlenmesi gereken yol, su kalitesi için ölçümler yapmak veya canlılarımızın bize vereceği ipuçlarını değerlendirmek olacaktır. Çoğunlukla daha az vakit harcamak ve daha az uğraşmak isteği olduğu için, maksimum uzunluk süreleri sorulur. Bu doğrultuda verilebilecek tavsiye azar azar ve sık aralıklarla yapılacak değişimlerin daha faydalı olacağıdır. Çünkü akvaryumun her su değişimi kirli suyun atılmasının yanı sıra su kimyasına, değerlerine ve ısısına da doğrudan etki yapar. Bu etki aralığı ne kadar kısa olursa balıklarımız o kadar huzurlu ve sağlıklı olur. Su değişim zamanı, kişinin günlük yaşantısı ve alışkanlıkları ile de doğrudan ilgilidir. Eğer haftada bir değişim yapılıyorsa haftada iki sefere çıkarmak, ayda bir değişim yapılıyorsa ayda iki sefere çıkarmak, iki ayda bir yapılıyorsa ayda bire çıkarmak her zaman daha iyi sonuçlar verir.

Peki, su değişim miktarının maksimum oranı ne olmalıdır? Yukarıda aktarılanlar ışığında en zorlu koşullarda bile su değişim miktarı %40’ı geçmemelidir. Yeni, hızlı farklılaşmış şartlar canlılar için her zaman zorlayıcıdır. Özellikle değişim ısısı dengeli olmalıdır. Genel anlamda balıkların tolere edebileceği maksimum ısı aralığı +/- 2 C derecedir. Fazlası veya azı şokla sonuçlanabilir.

Yeni bir soruyla devam edelim. Azar azar ve sık su değişimi yapmaya razıyım ve hatta bunu özellikle gelişimleri için istiyorum zararı var mıdır? Hayır, değişim sırasında suyun niteliği ile ilgili bir sıkıntı olmadığı sürece yapılabilir, her zaman aynı su kaynağı kullanılmalıdır. Elbet miktarda aşırıya kaçılmamalıdır. Örneğin günlük %5, iki günde bir %10-15 gibi…

Görüldüğü üzere, değişen koşullar su değişim miktar ve aralığını belirler. Akvaryumdaki dengeleri yerinde takip ederek, kendi miktar ve periyodumuzu belirlemek akvaryum ve canlılarımız sağlığı için en iyi çözüm olacaktır.


2- Dip Çekiminin Önemi Nedir ve Nasıl Yapılır?
Konuya önce dip çekimi neden yapmalıyız sorusu ile başlamak belki daha doğru olur. Çünkü değişik akvaryum ve su koşulları kimi zaman dip çekimini zorunlu hale getirirken, kimi zaman zorunluluktan çıkarıp yapılmaması gereken bir uygulama haline sokmaktadır.

Oldukça karmaşık kimyasal ve biyolojik dengeler üzerine kurulu akvaryumlarımızın, dip çekim ihtiyacını, teknik kelimelere boğarak değil örneklerle açıklamak en yalın ve doğru şekli olur sanırım.

İlk bölüm olan filtrasyonda değinildiği üzere ortamdaki balık pislikleri, atık yemler, canlıların açığa çıkardığı gaz ve sıvılar azot döngüsünün ilk ürünü olarak karşımıza çıkar. Eğer oturmuş filtre ve taban düzenimiz yoksa açığa çıkan ve daha sonra bir kısmı nitrit ve nitrata dönüşen zararlı gazların kaynağını kesmek için dip çekimi yapılır.


Birinci örnek; Cama cam tabir edilen, taban kumu olmayan, sadece filtre bağlı bir akvaryum düşünelim. Bu akvaryum balık üretiminde veya yavru yetiştirmede kullanılabilir. Ki bu noktada gelişim ve üreme için su parametreleri oldukça önemlidir. Açığa çıkacak atıklar ortamın ekolojik çıplaklığı nedeniyle denitrifikasyona uğrayamaz, bitkilerce emilemez, yük sadece filtrededir. Dolayısıyla böyle bir akvaryumda dip çekimi mecburen yapılmalıdır.


İkinci örneğimiz; tabanda bir iki santim yüksekliğinde, kalın kum veya çakılların bulunduğu canlı doğuran veya japon akvaryumu olsun. Bu ince ve kaba taban malzemesi su kimyasında ve biyolojik döngüde çok küçük bir rol oynar. Örneğin sürekli su giriş çıkışı kolay olacağından oksijensiz ortam bakterileri oluşamaz. Kısıtlı alan ve yüzey nedeniyle filtre sistemine katkısı yoktur. Yine böyle bir akvaryumda dip çekimi kaçınılmazdır.


Üçüncü örneğimiz; filtre yapısı sağlam, uygun boyutta , 5 cm yüksekliğinde, ince taban kumu bulunan bir malawi akvaryumu olsun. Akvaryum bir senesine yaklaştığında taban içerisinde denitrifikasyon bakterileri oluşmuş demektir. Sistemin biyolojik filtrasyonda sorunu bulunmamaktadır. Dip çekimi yapılmalıdır. Ancak aksatıldığında büyük sorunlara yol açmayacaktır. Bu noktada asıl önemli olan atıkların yaratabileceği sorun ilerleyen satırlarda aktarılacaktır.


Dördüncü örneğimiz; Filtre sistemi sağlam, 8-10 cm kum yüksekliği olan, bol bitkili bir akvaryum. Böyle bir akvaryumda bahsi geçen atıklara ilave olarak çürümüş yaprak ve dal parçaları da dahil olacaktır. Fakat oturmuş, eskimiş bir bitkili akvaryumun biyolojik dengesi kadar, kimyasal dengesi de stabil hale gelmiştir. Dipte oluşan tortu kısmen akvaryumun bir parçası olarak kabul edilebilir. Ve dip çekimi yapılmayabilir. Bu noktada akvaryum sahibinin gözlem ve tecrübesi, yapılacak testler dip çekiminin gerekliliği konusunda yol gösterici olacaktır.

Görüldüğü gibi dört farklı akvaryum örneği sergiledik ve bu örnekler çoğaltılabilir. Her akvaryumun dip çekim gereksinimi ve sıklığı aktarılan örneklerden yola çıkılarak tahmin edilmiştir diye düşünüyorum.

Ortamdaki atıkların uzaklaştırılmasında başvurulan dip çekiminin bir başka nedeni de, atıklar üzerinde oluşacak istenmeyen canlılardır. Hastalık yapıcı bakteri ve mantarlar bunlara örnek olarak verilebilir. Elbet bu hastalık yapıcı canlıların akvaryumda oluşması, sadece atıkların olmasına bağıl olmamakla birlikte, etken bir unsur olduğundan söz etmek mümkündür.

BURAYA DİKKAT: Bütün bu anlatılanlara karşın, yeterli gözlem zamanı ve tecrübesi olmayan akvaristlerin, akvaryum koşulları her ne olursa olsun, düzenli dip çekimi yapması şiddetle tavsiye edilir.


Gerekçeleri ortaya koyduğumuza göre artık uygulamaya geçebiliriz. Bu işlemi gerçekleştirebilmemiz için dip çekim aparatımızın olması gerekir. Dip çekim aleti, dip süpürgesi diğer kullanılan isimleridir. Motorlu gelişmiş modelleri olduğu gibi, yine hazır satılan el yordamı ile mekanik destek verilen hortum ve pompalardan oluşan basit bir sistemi vardır. Akvaristler bu işlevi yerine getirebilecek pek çok farklı üründen kendi dip çekim aparatlarını da yapabilmektedir. Yapılış şekillerinden ziyade kullanılış mantığı ve uygulama üzerinde durularak yetinilecektir.

- Dip çekimi yapılacak akvaryumda sirkülasyon yaratacak hava motoru, filtre ve kafa motoru gibi ekipmanlar durdurulur. Suyun durağan bir hale gelmesi beklenir.
- Basit bir dip aparatımız varsa akvaryum içerisine daldırılarak hortum ve pompa kısmının su ile dolması sağlanır.
- Suyun çekileceği kap mümkün olduğunca akvaryum seviyesinin altında bir konuma yerleştirilir. Bu sayede devinim kazanmış olan su, basınç sayesinde hortum içerisinden kendiliğinden pompalama yapmadan akacaktır.
- Su çıkış bölümü parmakla kapatılarak kova üzerine alınır ve çekime hazır olunduğunda su serbest bırakılır. Su emiş bölümündeki giriş, gözle görülen atıkları çekecek şekilde üzerlerinde gezdirilir. Bu noktada kullanılan aparatın göz genişliği ve taban malzemesinin kalınlığı arasında bir orantı olmalıdır. Her ne koşulda olursa olsun, çekim işlemini yapmakta zamanla kazanılacak bir tecrübedir.
- Dip çekim işleminde akvaryum tabanı kesinlikle karıştırılmamalıdır. Bu işlem tabanda oluşmuş ve oturmuş bakterilere zarar vereceği gibi, çökmüş gazların açığa çıkıp havalanmasına neden olur. Ortamın kimyası bir anda değişeceği için canlılar bu durumdan ciddi şekilde etkilenebilir.
- Neden dip çekimi yapıyoruz sorusunu yukarıda yanıtlamıştık. Yine burada kum altına inilerek kısmen su alınması, akvaryumun biyolojik ve kimyasal durumu ile, dolayısı ile tecrübeye bağlı bir işlemdir. Eğer kum altından su çekiliyorsa bunu sadece tek bir noktadan ve çok miktarda olmamak kaydıyla yapılması gerektiği bilgisini aktarmakla yetinmek durumundayız. Yeterli tecrübe yoksa bu işlem yapılmamalıdır.
- Tabandaki atıkların uzaklaştırılması işlemi, düşünülen su değişim miktarı aşılıyorsa kesinlikle sonlandırılmalıdır. Çünkü tabandaki atıklardan tamamen kurtulmak için, fazla su değişimine neden olmak, sürdürülebilir iyi koşulların sekteye uğratılması anlamına gelir.


3- İlaç Kullanılmış Akvaryum Temizliği Nasıl Yapılır?
Daha önceleri balık hastalıkları ile ilgili yazmış olduğum naçizane yazılarda üzerine basarak durduğum bir konu vardır. Bir hastalığı önlemek, tedavi etmekten daha kolaydır. Akvaryum temizliği birinci bölüm ve ikinci bölümün geride kalan kısımları eğer başarı ile uygulanmışsa, muhtemelen bu konuyu hiç okuma gereği dahi duyulmayacaktır. Elbet akvaryuma sürekli girişler oluyorsa bunun garantisi de yok, bu nedenledir ki karantina akvaryumları her daim önerilen bir uygulamadır. Yine burada konuya girmeden önce vurgu yapmak isterim; Akvaryumunuzda hastalık yoksa, hiçbir suretle kimyasal kullanmamak gerekir. İlaçlar hastalık sonrası, tedavi edici ürünlerdir. Hastalık oluşmadan ilaç kullanmak, akvaryum sağlığı için, faydadan çok zarar getirir. Hastalığın bulaşıcı olup olmaması, her bir balığın bağışıklık sisteminin direnci, bitkili olup olmaması, başka omurgasızların ortamda bulunması, ana tanklarımızda ilaç kullanıp kullanmamamıza yön verecektir. Temel prensip ana tanklarda ilaç kullanılmaması yönündedir. Tedavi işlemi hastalık veya karantina adı verilen ikinci bir akvaryumda yapılmalıdır.

Tüm bu durum değerlendirmelerine karşın akvaryumda ilaç kullanılmış ise, temizlik konusunda önümüze iki yol çıkar. Birincisi akvaryumu bozmadan zaman içerisinde yapılacak temizlik, ikincisi ise komple temizliktir.

Akvaryumdaki hastalık atlatıldı, halen su içerisinde kullanılan ilaç ve atıkları bulunuyor. Tedavi sonrası kalan mevcut kimyasala canlıların sürekli maruz kalması doğru değildir. Her ne kadar konu olan hastalık için deva olmuş olsa da, fazlası ve canlıların bu kimyasallarla sürekli maruz kalması bağışıklık sistemlerini olumsuz etkiler ve erozyona uğratır. Yapmamız gereken akvaryumu sürdürülebilir iyi koşullara yeniden taşımak olacaktır. Zemin ve filtre içerisindeki bakterilerin ne kadar hasar gördüğünü tahmin etmek pek mümkün değil, bu nedenle halen canlılığın var olduğunu varsaymak durumundayız. Yapılması gerekenleri sıralayalım.

- Bu noktada devreye ilk bölümde aktardığımız kimyasal filtrasyon kesinlikle girmelidir. Bir iç filtrenin haznesi tamamen boşaltılarak sadece aktif karbon ile doldurulmalıdır. Akvaryumun büyüklüğüne göre filtre sayısı ve karbon miktar artırılabilir.
- İlaç kullanım esnasında genel bir su değişimi tavsiyesi vardır. Bu nedenle su değer ve dengelerimiz zaten alt üst olmuştur. Fazla miktarda su değişimi balıklarımızı yine zorlayacaktır. Bu nedenle günlük ve azar azar su değişimi yoluna gidilmelidir. Yapılan uygulama ve kullanılan ilacın muhteviyatına göre tecrübeli akvaristler bu değişim miktarını ayarlayabilir. Eğer hiçbir fikriniz yoksa;. Birinci gün %25 ve takip eden günlerde %10 şeklinde olacaktır. Bir haftanın sonunda akvaryum normal sürdürülebilir standartlarda takip edilebilir, su değişimleri normal şekilde yapılmalıdır.
- İlaç kullanımı esnasında filtre tamamen durdurulmuş ve 24 saati geçmiş ise, tüm iç malzemeleri çıkartılarak detaylı temizlik yapılmalı, elyaf varsa değiştirilmeli ve yeniden çalıştırılmalıdır. Eğer filtre çalışır vaziyette tedavi uygulanmışsa, bir haftalık normale dönüş sürecinde iki sefer ilk bölümde aktarılan standart temizlik yapılmalı, elyaf mutlaka değiştirilmelidir.
- Bir ayın sonunda aktif karbon akvaryumdan çıkartılmalı ve devam eden süreçte kullanılmamalıdır.

Geçirilmiş olan hastalık ağır ve son derece bulaşıcı, akvaryumdan uzaklaştırılması kesinlikle çok zor olan, patojen veya viral bir hastalıksa; ilaç kullanımı sonrası tercihimiz ikinci yani komple temizlikten yana olmalıdır. Yapacaklarımızı sıralayalım.

- Canlılar uzun süre kalabileceği uygun yeni bir ortama aktarılır.
- Akvaryum suyu komple boşaltılır.
- Filtre malzemelerinden elyaf, sünger gibi aşınma payı olan ürünler yenilenir. Seramik bioball gibi uzun ömürlü ürünler musluk suyu altında detaylı şekilde fırçalanır, yıkanır. Yoğun permasol içeriğinde birkaç saat bekletilir.
- Akvaryumun tüm taban ve dekor malzemesi boşaltılır. Yeni akvaryuma eklenecekmiş gibi bol suyla fırçalanır yıkanır.
- Akvaryumun taşınacak boyuttaysa yeni kurulumda olduğu gibi ıslak bir zemine taşınır ve bol su ile yıkanır. Taşınamayacak kadar büyük ise bulunduğu yerde fırça, sünger kullanılarak tüm içi, özellikle silikon bölgeleri temizlenir.
- BURAYA DİKKAT: Bu kadar detaylı temizlikten sonra akvaryum hemen kurulmaz. Olası hastalığı tamamen söküp atabilmek için her şeyin kuruması beklenir. Kuruduktan sonra yine bir süre beklemeye bırakılmalıdır.
- Artık yeni bir akvaryum kurduğumuzun farkındayız. Yani her şeye sıfırdan başlayabiliriz.

Görüldüğü üzere her iki durumda son derece zorlu ve can sıkıcı bir süreçtir. Bu nedenle akvaryumda kimyasal kullanırken iki sefer düşünmek gerekir. Ana tankta kimyasal v ilaç kullanmak gerçekten zorunlu mu? Bu soruyu kendimize sorarak, hastalığı doğru teşhis etmek, doğru tedavi yöntemini uygulamak, bizi sonun başlangıcından kurtaracaktır.


4- Yeni Akvaryumun İlk Temizliği Nasıl Yapılmalıdır?
Yeni bir akvaryumun temizliğinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus silikon temizliğidir. Günümüzde hazır imal edilen akvaryumlar artık suya salınım yapmayan özel silikonlar ile imal edilmektedir. Anti-bakteriyel olmasının yanı sıra solvent içermemesi gerekir. Özellikle akvaryum sipariş üzerine, cam işi ile uğraşan bir yerde yaptırılmışsa ve kullanılan silikondan emin değilsek, bazı işlemleri gerçekleştirmek durumundayız. Solvent suya karışan, çözelti oluşturan uçucu, zehirli bir maddedir. Ancak sürekliliği yoktur, belli bir süre salınım yapar ve geçicidir. Akvaryum su ile doldurularak 3-4 gün bekletilir. Su içerisine bol miktarda tuz eklemek bağlayıcı özelliği sayesinde temizlikte yardımcı olur. Hava motoru kullanılarak suyun havalandırılması, ortamın sıcak, suyun ılık tutulması süreyi kısaltıcı faktörlerdir. Bu sürenin sonunda akvaryumdaki su boşaltılır ve aynı işlemler yeniden tekrarlanır. İki su bekletme süresi toplamda bir hafta olmalıdır. Bu bekleme süresinde silikondan açığa çıkan zehirli maddeler su ve hava aracılığı ile atılmış olur.

BURAYA DİKKAT: Eğer kullanılan silikonda bir şüphe yoksa, endişe etmeye gerek yoktur. Klasik temizlik yöntemi ile akvaryum kuruluma hazır hale getirilir.

Yeni akvaryum taşınabilecek boyutta ise temizliğin ıslak zemin bir alanda yapılması kolaylık sağlar. Temizlikle beraber sızdırmazlıkta kontrol edilebilir. Su doldurulan akvaryumun iç kısmı, yumuşak temiz bir sünger ile ovalanarak temizlenir. Temizliğin hiçbir aşamasında deterjan, çamaşır suyu, sabun gibi kimyasal ürünler kullanılmaz. Durulama bezleri de aynı şekilde katkısız olmalı, cam spreyleri kullanılmamalıdır. Yine pek çok yerde duyup, okuyabileceğiniz tuz kullanımına bu aşamada ihtiyaç yoktur. Gerekli kontrol ve durulaması yapılan akvaryum artık kullanıma hazırdır.

Akvaryum birkaç kez taşınacak kadar küçük değil ve nakli zor ise, yukarıda aktarılan temizlik ve sızdırmazlık kontrolleri, ortamın müsait olması halinde, ilk imal veya satın alma yerinde yapılabilir.


5- Kum, Kaya ve Aksesuar Temizliği Nasıl Yapılmalıdır?

Yeni kurulan bir akvaryumda temizliğin en zor kısmını kum teşkil eder. Markası, kalınlığı her ne olursa olsun, ister hazır, ister doğadan toplanmış, mutlaka yıkama işlemine tabi tutulmalıdır. Burada gözetilmesi gereken önemli nokta akvaryumda oluşturacağı askı atık miktarını en aza indirmek olmalıdır. Gözle bakıldığında temiz gibi görünen bir kum, su içerisine girdiğinde bırakacağı küçük toz zerrecikleri nedeniyle, akvaryumun bulutsu bir havada görünmesine yol açar. Kum yapısı inceldikçe bırakacağı toz fazlalaşır, dolayısıyla yıkama süresi ve miktarı artar. Pratik yıkama ve kullanma işlemini sıralayalım.

- Yıkanacak malzeme durağan bir su kütlesinde asla zerreciklerden arındırılamaz, bu nedenle sürekli su akışı olan musluk altında temizlik yapılmalıdır.
- Kum miktarı fazla ise, tamamını birden yıkamak mümkün değildir. Etkili yöntem parça parça yıkamaktır.
- Yüksekçe bir kova içerisine bir miktar kum alınır.
- Musluktan kovaya sürekli su akışı sağlanır ve kum sürekli karıştırılır. Toz zerrecikleri ve varsa diğer yüzen unsurlar kovadan taşmak suretiyle dışarı atılır.
- Karıştırma esnasında toz zerreleri görünmeyecek veya en duru duruma gelene kadar işleme devam edilir.
- Yıkanan kum ayrı bir kaba alınır ve kalan kumlar için işlem tekrarlanır.
- Yıkama işlemi bittikten sonra akvaryum tabanına yerleştirilen kum üzerine su ilave edilme şeklide önemlidir. Suyun eştirilerek, kumu karıştıracak şekilde ilavesi yine askıda atıkları ortaya çıkaracak ve bu durum uzunca bir süre akvaryuma hakim olacaktır. Görüntünün bu şekilde olması, yeni kurulum nedeniyle yeni tank sendromu gibi kimyasal bir reaksiyon mu, yoksa fiziksel bir görüntümü olduğu konusunda bizi çelişkiye düşürüp zorlayacaktır. Su ilave edilirken kum üzerine yayvan geniş bir tabak, tepsi vb. malzeme bırakılır ve su girişi bu bölümden yapılırsa, bulanıklık en az düzeyde olacaktır.


Akvaryuma eklenecek kayalar kayrak veya necef tabir edilen parlak ve pürüzsüz yüzeye sahipse konu üzerinde fazla durmaya gerek yoktur. Normal bir yıkama işlemi sonrası akvaryuma eklenebilir. Eğer antalya kayası olarak tabir edilen veya volkanik özelliği olan gözenekli kayalar kullanılacak ve gözenekler toz çamur, balçık vb malzemelerle doluysa, yapılacak en iyi şey, bir oto yıkamacısına giderek tazyikli su vasıtası ile kirinden arındırmak olacaktır.

Eklenecek çömlek, batık gemi, batık şehir, sandık, yapay bitki vs. gibi bir aksesuar ise kabaca temizliği yapılarak eklenebilir. Tabi burada yapay unsurların akvaryumlar için uygun olmadığı vurgusunu yapmadan geçemeyiz.

BURAYA DİKKAT: Elbet bu malzemelerin temizliği konusunda bazı ipuçları aktarılmış olsa da, eklenecek malzemenin akvaryum için ne kadar uygun olduğu hususu önemlidir. Kurulacak olan akvaryum için uygun taban ve dekor malzemesi olduğu mutlaka öğrenilmeli ve hatta test edilmelidir. Tüm bu malzemeler yapıları itibariyle su kimyasına bir şekilde etki edecektir. Bu her bir malzeme için uzun açıklamalar gerektirecek bir konu olduğu için sadece hatırlatma yapılarak yetinilecektir.

Buraya kadar yeni kurulan bir akvaryum veya akvaryuma yeni eklenecek malzeme olarak konu ele alındı. Peki akvaryumda kullanılırken temizliği nasıl yapılır sorusu akla gelebilir. Sürdürülebilir iyi koşullarda bu malzemelerin özellikle temizliğe ihtiyacı yoktur. Geçmiş maddelerde de aktarıldığı üzere, kurulu bir akvaryumda kum asla yıkanmaz. Diğer malzemeler üzerinde kısmen yosun ve bakteri öbekleri oluşacağından görüntü açısından bir kirlilik oluşturabilir. Akvaryumdan çıkarılan malzemeler sert sünger ve fırça yardımıyla bol suda temizlenebilir. Bazı yosun türleri kalıcı leke bırakır. Eğer malzeme ince gözenekli geçirgen bir yapıya sahip değilse, çamaşır suyuna yatırılıp bekletilebilir. Sonrasında bol suyla durulanmalıdır.


6- Kütük Temizliği Nasıl Yapılmalıdır?
Akvaryumlarımızda kimyasal etkileri veya dekoratif görüntüsü nedeniyle kullandığımız malzemelerden biri de kütüklerdir. Standart söylemde kütük ifadesi kullanılsa da, kökler, dallar, ağaç parçaları yine bu kapsamda kabul edilebilir. İster doğadan toplanmış olsun, ister hazır alınmış, eğer malzeme üzerinde kabuk varsa kesinlikle soyulmalıdır. Kabuk çabuk parçalanan ve su içerisinde çürüyen bir yapıya sahiptir. İlk etapta göze hoş görünse de zamanla akvaryumu fiziksel ve kimyasal açıdan bozacaktır.

Hazır satılan mango kökleri, mangrov dalları ağır yapıları nedeniyle suya batma sorunu fazla yaşamaz. Ancak kuru ortamdan herhangi bir temizlik işlemi yapılmadan suya bırakılması üzerinde mantar küflerinin oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle akvaryumlara eklenmeden temizlik yapılması uygundur.

Doğadan toplanan batmış veya suya doymuş dal ve kütükler, hazır malzemelere oranla hijyenden daha yoksundur. Çünkü bulunduğu ortamda yaşamsal bir canlılık mevcut ve doğayla iç içedir. Bu nedenle akvaryuma taşıyacağı olumsuz durumları kestirmek güçtür. Temizliğinin daha özenle yapılması gerekir.

Her durumda kütük, kök, dal parçalarını temizlemenin en garanti yolu kaynatmaktır. Kaynatma işlemi esnasında herhangi bir temizleyici kimyasal kullanılması uygun olmaz. Nasıl ki kaynadıkça içerisindeki maddeleri ve rengi suya salar, aynı şekilde temizleyici ürünleri içerisine alması da mümkündür. Uygun genişlikte ve tamamı su içerisinde kalacak şekilde hazırlanan kap içerisinde kaynama noktasına ulaşıldığında, yaklaşık yarım saat kadar işlemin devam etmesi yeterlidir. Eğer parça tamamen su içerisinde kalmayacak şekildeyse, ters düz edilerek veya yer değiştirerek tamamının bu işlemden geçirilmesine dikkat edilmelidir.

BURAYA DİKKAT: Bu bölümde sadece temizlik aşaması hakkında bilgiler aktarılmıştır. Ağacın ve akvaryumun özelliğine göre, kütük, kök ve dalların uygun olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Genel anlamda suyu asidik hale getirdiklerini söyleyebiliriz, fakat içerdikleri muhteviyatların akvaryum kimyasını etkileyeceği kesindir. Özellikle doğadan toplanan parçalarda risk daha fazladır. Çünkü ağacın türü genelde bilinmemektedir.


7- Yüzeyde Biriken Tabaka Temizliği Nasıl Yapılır?
Akvaryumlarda sıklıkla karşılaşılan bir kirlilik unsuru da, su yüzeyinde meydana gelen oluşum ve tabakalardır. Her ne suretle olursa olsun bu oluşumun görüntü kirliliği yanı sıra, akvaryum sağlığını etkileyecek başka sakıncaları da bulunmaktadır. Yüzey ile arada tampon oluşturduğu için oksijen girişini kısmen engelleyecektir. Bitkili akvaryumlarda, ışığın uygun dalga boylarında bitkilere ulaşmasına engel olacaktır.

Akvaryumlarda üç farklı şekilde görülebilir.

A- Yeni kurulmuş akvaryum: Akvaryum yeni kurulduğu zaman özellikle taban malzemesinden arta kalan partiküller, su içerisinde batması mümkün olmayan zerrecikler su yüzeyinde birikir. Bazen bu kirli görüntü köpürme aşamasına gelir ve sabun köpüğü gibi köşelerde birikme yapar. Bir anlamda bunu yeni kurulan akvaryumda son kalan kirlilik olarak algılayabiliriz.
B- Aşırı yemleme ve ilaç kullanımı: Canlı yem kullanılan akvaryumlarda ortama bırakılan canlı yemler parçalanma neticesi, doku zincirinin bölünmesiyle yağ, asit gibi maddeleri açığa çıkarır ve doğrudan yüzeyde tabaka oluşturur. Kullanılan hazır kuru yemler her ne kadar konsantre edilmiş olsalar da, özellikle hayvansal içeriği proteince zengin yemler fazla kullanıldığında, yine yüzeyde tabaka oluşturur. İlaç kullanılan akvaryum temizliği bölümünde görüleceği üzere aslında oluşturacağı tabaka küçük bir ayrıntı olarak kalacaktır. Yine sebeplerden birinin kimyasal kullanımı olduğunu bilmekte fayda vardır.
C- Doğal bakteri oluşumları: Üçüncü ve son oluşum şekli ise, stabil ve sağlıklı bir akvaryumda görülebilen yüzey oluşumudur. Akvaryumda her zaman görülmeyebilir, fakat oluşması ortamın sağlıksız olduğu anlamına gelmez.


A ve B seçeneklerindeki yüzeyde oluşan tabaka kısmen geçicidir ve el yordamıyla kurtulmak mümkündür. Kepçe içerisine yerleştirilen kağıt havlu ile yüzeyi süpürürcesine fazla daldırmadan gezmek ve parçaları toplamak büyük bölümünden kurtulmamızı sağlayacaktır. Yine bir pet şişe boş vaziyette suya daldırılır ve ağız kısmı yüzeye yavaş yavaş dolacak şekilde isabet ettirilir. Gezdirmek suretiyle yine tabaka toplanabilir.

C seçeneğindeki oluşum şekli akvaryum yapısına bağlı olduğu için sürekli temizlik gerektirebilir. Bu nedenle yüzey temizleme aparatı temin edilebilir veya kendin yap temizlik sistemi kurulabilir. Bir iç filtrenin emiş kısmına modifiye edilen hortum yüzeye sabitlenir. Filtre suyun bir kısmını alttan alırken bir kısmını da yüzey bölgesinden alır. Tabaka sürekli filtre içine taşınmış olur.

Her durumda tabakayı dağıtmanın ve azaltmanın etkili yöntemi ise yüzeyde oluşturulacak dalgalanma ve suyun alttan havalandırılması olacaktır.


8- Akvaryum Cam Temizliği Nasıl Yapılır?
Camların içten temizliği çokta uzun bir açıklama gerektirmez. Temizlik için mıknatıslı veya uzun saplı aparatlar bulunmaktadır. Ancak bunların bir sakıncası araya kum parçası kaçtığında ortaya çıkmakta, camların çizilmesine neden olmaktadır. Kullanırken dikkat etmekte fayda var. Ev işlerinde kullanılan yumuşak süngerler bu açıdan daha sağlıklıdır.

Suyun bitiş noktasında yüzeye yakın zamanla oluşan kireç tabakaları görüntü açısından kirlilik yaratır ve temizlenmesi zordur. Su seviyesinin sürekli kontrol altında tutulması ve özellikle kapağın bu bölümü örttüğü akvaryumlarda kapak seviyesinden aşağı inmemesi bir anlamda görüntüyü bozmayacaktır. Yine de bu cama sıkı sıkıya tutunan kireç tabakasını kazımak suretiyle temizlemek mümkündür. Kazıma işlemi eski kredi veya mağaza kartları ile yapılabilir.

Camlarda oluşan bir başka kirlilikte yosunlardır. Türüne göre kimi kolay temizlenirken, özellikle yeşil nokta alg olarak bilinen tür sünger temizliği ile çıkmamaktadır. Nedenini bulmak köklü çözüm olmakla birlikte, yine kartla temizleyerek kurtulmak mümkündür. Elbet yosunlarında akvaryumun bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Arka ve hatta yan camlarda oluşan görüntü zamanla doğal bir fon vaziyeti alabilir.

SON SÖZ:
Temizliğe dair, daha pek çok detay mevcuttur. İki bölüm halinde sunulan bu yazıda, su, malzeme ve dekor temizliği konusuna ağırlık verilmiş ve genel hatları ile aktarılmıştır. Satır aralarında sıklıkla kullandığımız cümleyi burada bir kez daha tekrar etmekte fayda var. “Sağlıklı bir akvaryum, sürdürülebilir iyi koşulların devamlılığı ile mümkün kılınabilir. Müdahale ederek veya etmeyerek bu düzeni sekteye uğratmak doğru değildir.” Her ne kadar göze hoş gelen, duru bir görüntü bizler için vazgeçilmez olsa da, mini ekolojik sistemlerimizde ortamın parçası haline gelmiş veya gelmek için mücadele veren oluşumların bu sistemin bir parçası olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu noktada, aşırı titizliğin getirdiği etkiyle, sürekli müdahale edilen akvaryumlara yarar sağlamaktan çok, zarar verildiğinin bilinmesi gerekir. Tüm akvaristlere sağlıklı akvaryumlar dilerim.

Saygı ve sevgilerimle…

Fotoğraflayan ve Yazan: Murat Sağdıç

Rota Makine ve Yüzey Yenileme Sistemleri Toz Mermer Cilası - Toz Cila

KÖPEK BAKIMI ve Temizliği

Her canlı varlık gibi köpekler de, yaşamlarını sağlıklı sürdürebilmek için, belirli ortam ve koşullara gereksinme duyar. Barındıkları yerin sağlıklı yaşamalarına elverişli olup olmadığından tutun, gereksindikleri besin türü ve oranının karşılanıp karşılanmaması, temizlik ve bakımlarının yapılıp yapılmaması, hareket etme ve dolaşma olanağı bulup bulmamalarına değin pek çok etken, sağlıkları üzerinde etkiler yaratır. Her ne kadar dış koşullardan etkilenmeyen kişiler için “it gibidir, ona bir şey olmaz!” derlerse de, köpekler, özenli bakım isteyen nazik varlıklardır. Barındırılmaları, beslenmeleri, bakım ve temizlikleriyle diğer gereksinimlerinin karşılanmasında titiz davranılmalıdır. Küçük ihmaller, önemsiz gibi görünen savsaklamalar, bilgisizlikten doğan yanlış uygulamalar, köpek sahibinin büyük çaba ve emekle bile gideremeyeceği sakıncaların kaynağı olabilir.  Bu nedenle, köpek bakımında ve onların sağlıkla yaşamalarında büyük önem taşıyan temel konulardan “barınma ve beslenme” üzerinde ayrıntılarıyla durmaya çalıştık. Şimdi de, büyük önem taşıyan diğer bir konuya, köpeğin bakımına değineceğiz. Köpeğin bakımı:

a) Köpek barınağının bakım ve temizliği

b) Köpeğin vücut bakımı, temizliği ve egzersizleri olmak üzere iki ana bölümde ele alınabilir.

KÖPEK BARINAĞININ BAKIM VE TEMİZLİĞİ

Köpek barınağının yalnızca sağlık koşullarına uygun oluşu yeterli değildir. Kullanılan her konut gibi köpek kulübesi de zaman içinde kirlenir, aşınır. Bakım ve temizlik gerektirir. Daha önce de değindik, kullanma ve bakım açısından köpek kulübelerinin yeri büyük önem taşır. Kulübe, köpeğin döküntü ve artıklarının ev halkını, eve gidip geleni rahatsız etmeyeceği kadar eve uzak, bakımının kolaylıkla yapılabileceği kadar yakın olmalıdır.

• Köpeğin kulübesi her gün temizlenmelidir.

• Köpeğin minderi her gün dışarı alınmalı, silkelenmeli ve havalandırmalıdır.

• Kulübenin içi, tüy artıklarından, döküntülerden süpürülerek temizlenmeli, parazit bulunup bulunmadığı denetlenmelidir.

• On-on beş günde bir parazitlere karşı ilaçlama yapmak yerinde bir önlemdir.

• Kirlenen, ıslanan minderlerin temizliğine, kuru ve rutubetsiz olmasına özen gösterilmelidir. Minderler gerektikçe değiştirilmelidir.

• Kulübe çevresinin temizliğine en az barınağın temizliği kadar özen gösterilmeli, yiyecek, döküntü, tüy gibi artıklar özenle toplanılarak bahçenin uzak bir köşesinde açılan çukura gömülmelidir. Böylece, insan sağlığına da zarar verebilecek olan parazitlerin neden olabileceği tehlikelerden korununmuş olur.

• Kulübede zamanla oluşabilecek çürüme, kırılma, çatlama, boyaların dökülmesi gibi arızalar savsaklanmadan giderilmelidir. Akan bir dam, rutubet, su geçiren bir taban, yağmurların süzüldüğü, asalakların barındığı çatlak duvarlar büyük sorunlara yol açar.

KÖPEĞİN VÜCUT BAKIMI, TEMİZLİĞİ VE EGZERSİZLERİ

Bakım, köpeğin sağlığını ve iş verimini olduğu kadar, görünümünü ve güzelliğini de etkiler. Bakımı gereğince yapılan köpek, kendini daha ilk bakışta belli eder. Tüylerinin parlaklığı ve düzeninden, hareketlerinin canlılığına, bakışlarındaki dikkat ve zekadan, davranışlarındaki güven ve uyuma değin her şey bunu yansıtır. Hepsinden önemlisi, bakılan köpek sevilen köpek demektir, değer verilen köpek demektir. Bu ise, bir köpeğin yetiştirilmesinde besin kadar önemli bir öğedir. Köpek bakımı belirli başlıklar altında toplanabilir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Tüylerin ve Derinin Bakımı:

Köpek postlu bir hayvandır. Bu post, onun dış etkilere karşı korunmasını sağladığı gibi görünümünü güzelleştiren bir değer de taşır. Köpeklerin bir bölümünün tüyleri kısa, bir bölümünün orta uzunlukta, bir bölümünün ise oldukça uzundur. Doğal olarak uzun tüylü türler, daha büyük ve özenli bir bakım gerektirir. Özellikle tüy değiştirme zamanı olan ilkbahar, ve sonbahar süresince, bu iş daha büyük bir önem kazanır. Gerekli bakım yapılmadığı takdirde, köpeğin yaşadığı tüm çevre tüy döküntüleriyle dolar. Bu ise insanların sağlığı açısından büyük sakıncalar içerir. Köpek için ise başka açıdan önem taşır.

Fırçalanmayan ve bakılmayan tüyler, köpeği rahatsız eder, kaşındırır. Onları kendi çabasıyla düşürmeye çalışır. Bu ise yaralanmasına, cildinin çizilmesine ve mikrop kapmasına yol açabilir. Bazı deri hastalıkları ortaya çıkabilir. Bütün bu sakıncaları önlemek, köpeğin sağlıklı bir cilde ve tüylere sahip olmasını sağlamak için, normal zamanlarda günaşırı, tüy dökümü süresince günde bir kez fırçalamak yararlı ve gereklidir. Ancak, derinin bu devre içinde son derece hassaslaştığı unutulmamalı, sert kıllı fırçalar kullanmaktan kaçınılmalıdır.

Köpeğin özel bakım gerektiren bir tür olmadığı durumlarda, genel olarak şöyle bir yol izlenebilir. Tüylerin fırçalanmasına baş üstünden başlanılır ve orta sertlikteki kıl fırça ile hayvanın gerisine doğru sıkıca sıvazlanarak taranır. Sırt bölgesinin taranması bitince, göğüs yöresi ve köpeğin yanları aşağıya doğru ayaklara varıncaya değin düzenli sıralar halinde fırçalanır. Bundan sonra kıllar çıkış yönünün tersine, bir kez daha fırçalanır. Bu tarayış, kıl diplerini güçlendirdiği, deriye masaj yerine geçtiği gibi, kıl diplerine yerleşmiş bulunan toz ve zararlı maddeleri de kabartır. Bundan sonra, yeniden düzgün yönde bir fırçalama ile tüy bakımının birinci aşaması bitirilir.

Islatıldıktan sonra sıkılarak suyu iyice alınan pamuklu bir bez parçası, eski bir fanila ile köpeğin tüyleri çıkış yönünde bastırılarak silinir. Göğüs, karın, bacak ve bacak araları iyice temizlenir. Bu arada deri iyice araştırılarak, kene, pire gibi zararlıların bulunup bulunmadığına bakılır. Eğer görülürse önlemleri alınır.

Kısa Tüylü Köpeklerin Taranması: Kısa tüylü köpeklerin taranmasında kısa ve yumuşak kıllı fırçalardan yararlanılır. Sert ve uzun kıllı fırçalar kullanım bakımından elverişsiz olduğu gibi, köpeğin derisini de çizebilir. Bundan sonra tüylerin çıkış yönüne doğru yapılan fırçalanmayla bütün toz ve pislikler atılır. Köpeğin tüyleri düzenli, parlak ve sağlıklı bir görünüm kazanır.

Uzun Tüylü Köpeklerin Taranması: Uzun tüylü köpeklerin taranmasında, uzun ve sert kıllı fırçalardan yararlanılır. Böylece sık ve uzun tüylerin arasına girip onları temizlemek ve havalandırmak, düzen vermek mümkün olur. Bu amaçla, dişleri aralıklı taraklardan, tel fırçalardan da yararlanılabilir. Özellikle Kaniş gibi tüyleri kıvırcık ve sert olan türlerin tüy bakımında böyle taraklar ve tel fırçalar gereklidir.

2. Dişlerin Bakımı:

Genç ve sağlıklı köpeklerin dişleri beyaz, parlak ve diş taşlarından arınmıştır. Diş sağlığının, yaşla olduğu kadar beslenme ve bakımla da büyük ilişkisi vardır. Gelişme çağlarında kalsiyum gereksinimi yeterince karşılanan köpeklerin dişleri güçlü ve sağlam olur. Erişkin olduğunda, gevrek, iri sığır kemiği verilen köpeklerin dişlerinde diş taşları oluşamaz ve dişler aşınmalara karşı direnç kazanır.

Dişlerdeki renk sararması, kötü ağız kokuları her zaman diş taşlarından ileri gelmez. Kimi kere bunların nedeni sindirim bozukluklarıdır. Dişlerde görülen önemli arızalar ve diş taşları için mutlaka bir veteriner doktora gitmek gerekir. Ancak, kirli ve sararmış dişler, sertçe bir bezi limon suyuna batırarak silmek veya hidrojen perokside batırılmış bezle oymak suretiyle temizlenip beyazlatılabilir. Dişleri temizlemek amacıyla, kullandığımız türde diş fırçalarından da yararlanmak mümkündür.

3. Göz ve Kulak Temizliği:

Sağlıklı bir köpeğin gözü temiz, parlak ve canlıdır. Çapaklı, donuk ve kanlı gözler sağlıksızlık belirtisidir. Köpeklerde göz temizliğine özen göstermek, çapaklanma ve kanlanma olduğunda, asit borikli suya batırılmış bir pamukla gözleri silip temizlemek gerekir. Çoğunlukla üşütmeden ileri gelen çapaklanmalarda Camomile ve Borasit solüsyonlarının kullanılması yarar Sağlar. Aşırı ve inatçı olaylarda veteriner doktora başvurulmalıdır.

Kulaklar, köpeklerin önemli olduğu kadar duyarlı ve hastalıklara açık bir organıdır. Köpeğin tüylerinin fırçalanması sırasında kulaklar bilhassa incelenmeli kulağın içine doğru giden kıllar dışa doğru taranmalıdır. Köpeklerin kulaklarında, havadaki tozların kulak içlerine girmesini önleyen bir nemlilik vardır. Bunu, kulakta bulunan salgı bezleri sağlar. Böylece kulak kepçesinde tutulan kirler, duyarlı bölgelere girme olanağı bulamazlar. Ancak bunların kulak kepçesinde de fazla oranda birikmesi hastalıklara yol açar, sakıncalar doğurur. Bunların, asit borikli Suyla hafifçe ıslatılmış veya zeytinyağı ile nemlendirilmiş bir pamuk parçasıyla gerektikçe temizlenmesi zorunludur. Ancak bu temizleme sırasında büyük özen gösterilmeli kulak iç

Kulak kepçelerinde biriken kirlerin temizlenmesi, kulak sağlığı konusunda ilerde doğabilecek sorunların önüne geçer.

Kulakta görülebilecek akıntılarda dikkatli olunmalı, böyle durumla karşılaşıldığında zaman yitirilmeksizin veterinere başvurulmalıdır. Çünkü bu belirti, önemli bazı hastalıkların habercisi olarak görülebilmektedir.

4. Ayak ve Tırnakların Bakımı:

Özellikle ev dışında yaşayan, av gibi yürüyüş gerektiren görevler yüklenmiş bulunan köpeklerin ayaklarında aşınmalar, yaralanmalar, çizilmeler, tırnak kırılmaları görülebilmektedir. Bu nedenle, yapılan bakım sırasında ayaklar da gözden geçinilmeli, hayvana rahatsızlık veren bir durum olup olmadığı araştırılmalıdır.

Ayak ve tırnaklar bu iş için kullanıma elverişli bir fırça ile fırçalanmalı, eğer varsa, tırnak arasına sıkışmış olan kurumuş çamur parçaları, toz ve kinler temizlenmelidir. Dolaşılan yerlerde bulunan keskin kenarlı kayalar veya kırık cam parçaları, köpeğin taban yastıklarında derin kesiklere neden

Tırnaklarda kırılmalar olabilir, taban yastıklarına kıymık, diken batabilir. Bu gibi durumların bakım ve tedavisi anında yapılmalı, kesik, çizik ve tırnak yaralarının ihmal edildiğinde bazen büyük sorunlar çıkartabileceği unutulmamalıdır.

Kırılan tırnaklar gibi aşırı uzayan tırnaklar da bakım gerektirir. Normalden fazla uzayan tırnaklar kimi kere kıvrılarak köpeğin etme batar ve iltihaplanmalara yol açar. Kimi kere ise, sağa sola takılarak köpeği rahatsız eder ve sonunda kötü bir biçimde kırılır. Bütün bu nedenlerle zaman zaman köpeğin tırnağını kesmek gerekir. Köpeğin tırnağı, ya bu iş için özel olarak yapılmış bulunan Papağan Gagası adıyla anılan özel bir makasla, ya da manikür takımlarında bulunan herhangi bir tırnak pensi ile kesilebilir.

Tırnak kesilmesi,düşünüldüğü kadar basit bir iş değildir. Yanlış ve hatalı kesim büyük sorunlar yaratabilir. Tırnağın kesim sırasında fazla derin alınması kanamalara ve iltihaplanmalara yol açar. Resimdeki kesime dikkat ediniz. Tırnak, fazla derine gitmeden ve tırnak ucu kütleştirilmeden kesilmektedir. Pürüzlü ve kırık tırnakları törpülemek gerekir. Bu amaçla bildiğimiz tırnak törpüleri kullanılır. Törpülemenin, tırnağın çıkış yönünde olması gerekir. Ters yöne doğru yapılan törpüleme tırnak köklerini zedeler ve iltihaplandırır.

Bakımlı ve sağlıklı bir köpeğin ayaklarında, tırnaklar arasında yabancı herhangi bir madde bulunmaz. Tırnaklar bakımlı ve düzgündür. Uzamış, çatlamış, kırılmış tırnak yoktur. Taban yastıkları bakımlıdır, kesikler, yaralar ve kabuklanmalar görülmez.

5. Yıkama ve Temizleme.

Köpeklerin cilt dokusu, insanlarınkine oranla çok değişiktir. Köpeklerin ter bezleri yoktur. Yani terlemezler. Köpeğin derisi insanınki gibi hava almaya elverişli yapıda da değildir. Buna karşın köpek zengin sayılabilecek yağ dokusuna sahiptir. Bu yağ bezleri deriyi yumuşak ve dirençli kılan. Köpekleri, koktukları gerekçesiyle sık ve aşırı yıkayanlar, onların sağlığıyla oynar. Köpek, zorunluluk olmadıkça yıkanmamalıdır. Yıkanması gerektiğinde, bu sıcak yaz aylarına rastlatılmalıdır ya da çok iyi kurulanmasına özen gösterilmelidir. Aşırı yıkama derideki yağların yitirilmesine, derinin kuruyarak çatlamasına, tüylerin canlılığını kaybetmesine yol açar. Soğuk havalarda, özellikle ev dışında barındırılan köpeklerin yıkanması şiddetli soğuk algınlıklarına neden olabilmektedir.

Köpek, sağlığı açısından gerekli olduğunda veya sıcak yaz aylarında sı olmamak koşuluyla yıkanabilir. Köpeğin yıkanmasında bazı noktalara dikkat edilmelidir. Köpeğin yıkama suyu veya soğuk olmamalı, 35 C0 dolaylarında bulun malıdır. Köpeğin yıkanmasında kullanılacak şampuan, içinde yağ ihtiva etmelidir.

Kulaklara su kaçmaması için, birer parça pamukla kulakların kapatılması yerinde bir önlemdir. Çünkü, kulağa kaçan su büyük sakıncalar doğurur. Yıkanacak köpek, bir banyo küvetine, genişçe bir lavaboya veya leğene yerleştirilir. Baş kısmı hariç tüm gövde güzelce ıslatıldıktan sonra şampuan dökülerek köpürtülür ve bu köpükler, başın dışında bütün vücuda yayılır. Parmaklarla köpeğin vücuduna masaj yapılarak kirler kabartılır. Daha sonra, bu köpükler tümüyle temizleninceye, tüyler arasında sabun zerrelerinin kalmadığına emin olununcaya değin, uygun sıcaklıktaki suyla yıkanır. Bu arada, bir sünger ıslatılıp iyice sıkıldıktan sonra, köpeğin başı, yüzü, ağzının çevresi, gözlerin etrafı iyice silinip temizlenir. Bundan sonra köpek, yıkanılan yerden bir havluyla alınır. ılık, rüzgarsız, hava cereyanı olmayan bir yerde, eğer varsa elektrikli kurutma makinesi ile, yoksa havlu ile mümkün olduğunca kurulanır. Tüyler çıkış yönünde taranıp fırçalanır.

Eğer hava soğuksa, vücuttaki rutubet tamamıyla gidinceye kadar ev içinde tutulur. Hava güneşli ve sıcaksa, serbest bırakılarak, hareket hainde iken tüylenin kuruması ve güneşlenmesi için olanak tanınır. Ağız çevresinde uzun tüylere sahip olan köpekler, yemek sırasında bunarı kirletir. Böyle özellik taşıyan köpeklerin ağız yöresindeki tüyler, suyu sıkılmış ıslak bez veya süngerle temizlenebilir.

Köpeklerin sık sık yıkanması, yukarda belirttiğimiz gibi, türlü sakıncalar doğurur. Bu nedenle, köpeğin temizliğinde başka yöntemler de uygulanır. Bu amaçla testere talaşı denilen çok ince tahta talaşından yararlanılır. Toz halindeki bu talaş, köpeğin kıllarının arasına avuç avuç dökülerek tüylerle birlikte iyice ovuşturulur. Daha sonra, bunları dökmek için köpeğin tüyleri fırçalanır. Küçük yapılı, uzun ve seyrek tüylü, beyaz renkli bazı köpekler, beyaz tebeşir pudrası ile temizlenmekte iseler de, bu işlem tebeşir tozlarının çevreye dağılması nedeniyle pek pratik değildir.

6. Köpeğin Gezdirilmesi ve Egzersizleri: Bütün köpekler, türden türe süresi ve niteliği değişmekle birlikte, hareket etme ve egzersiz yapma gereksinimi duyar. Sürekli olarak evde yaşayan, narin yapılı bir süs köpeği, bile, bu gereksinimi yeterince sağlanmazsa, normal halini, hareketliliğini, neşesini ve bazen de sağlığını yitirir. Bu tür köpeklerin zaman zaman bahçeye çıkartılarak gezdirilmesi gerekir. Onların sağı solu dolaşmaları, öteyi beriyi koklamaları içgüdülerini canlı tutmaya, türlerine özgü koklama ve işitme duyularını doğal ortam içinde sınayarak özgüvenlerini kazanmalarına yarar. Bununla birlikte, böyle narin türlerin, fazla alışık olmadıkları dış ortamda uzun süre bırakılmaları, elverişsiz havalarda çıkartılmaları sağlıkları üzerinde iyi etki bırakmaz.

İri yapılı köpeklerin, bilhassa özel amaçlarla eğitilip çalıştırılan görev köpeklerinin bu gereksinimi çok daha fazladır. Bunlar, açık havada koşma, serbest kalma, eğitildikleri alanda egzersiz yapma gereksinimi duyarlar. Yarış köpekleri, av köpekleri, koruma ve bekçi köpekleri, çoban köpekleri uzun süre etkinlikten uzak ve hareketsiz bırakılmamalıdır. içgüdüsel tepkilerini doyurmak, eğitildikleri alandaki beceri ve yeteneklerini körleştirmemek için, sık sık uygun yörelere götürülerek serbest bırakılmalı. egzersiz ve antrenman yaptırılmalıdır.

Temizlik Makineleri

 

Temizlik Makineleri Sitemizi Ziyaret Ediniz.

Temizlik Makinaları Yedek Parçaları

Temizlik Makinaları Yedek Parçaları

Temizlik Makineleri Sarf Malzemeleri

Temizlik Makineleri Sarf Malzemeleri

Online Satış!

Temizlik Makineleri ve Yedek Parçaları Online Satış

Forum-Bilgi

Temizlik Endüstrisinin Kalbi Burada Atıyor.

Uygulama Videoları

Uygulama Videolarımızı İzleyebilirsiniz.